Dönemler 2008 / EPOCHS 2018

Gazi Sansoy

DÖNEMLER / PERIODS

2008 – 2018
Son on yıl
The last decade

“İnsan bedeni insan ruhunun en iyi resmidir.” – Ludwig Wittgenstein 

Gazi Sansoy’un büyük dedesi “Müderris Ziya Bey” Akaretler’deki özel ilk kız mekteplerinden birinin kurucusu. Ayrıca çok iyi Fransızca bildiği için lakaplarından biri “Frenk Ziya” olan Ziya Bey, “Mürüvvet” isminde bir gazete çıkarıp, dönemin hükümdarı Abdülhamit’i eleştiren yazılar yayınladı. Ziya Bey’in babası 1901’de Kapalıçarşı’daki baharatçı dükkanını satıp Kızıltoprak’ta arazi satın alarak Osmanlı’nın son döneminde muhalif isimlerin kızağa çekildikleri İstanbul’un Anadolu yakasına yerleşti. Burada fotoğrafçılık yapan ve yeni parfümeri buluşlarına odaklanan Ziya Bey, yayınladığı eleştirel makalelerden ötürü Fizan’a sürülmekten semte adını veren Zühtü Paşa’nın akrabası olması sayesinde kurtulmuş.

Ressam Gazi Sansoy, dedeleri arasında böyle renkli kişilikler de olan,150 yıldır İstanbullu bir ailenin ferdi. Eleştirel resim dilinin temelinde her dem muhalif dedelerinden aldığı kromozomların yattığını düşünmekte. Sansoy’un kendine has eleştirel resim diliyle işlediği eserleri, son dönem Osmanlı kültürel mirasımıza olduğu kadar Batı Avrupa medeniyetine ve görsel sanatına yönelik olarak da kimi zaman incelikli kimi zaman da oldukça sert eleştiriler barındırıyor. Sanatçının çok katmanlı yapıtlarında Doğu ile Batı’nın sosyokültürel farklılıkları, Batı medeniyetinin geçmişi ve bugünü, çıplaklığın ve örtünmenin yüzlerce yıllık öyküsü taze ve hınzır bir resim dili ile işleniyor.

Anna Laudel Contemporary’de sergilenecek serilerden ilki olan “Çıplak ve Örtülü Öyküler” / “Arabex”, 2008 – 2010 döneminde üretilen ve genel olarak Sansoy’un kendi çektiği fotoğrafları veya farklı medya kanallarında gördüğü imgeleri sanatçıya özgü çarpıcı fosforlu renkler, boya akıtmaları ve serpiştirmeler ile buluşturan eserlerden oluşuyor. Gündelik yaşamımızı sürdürürken hepimiz tanıdığımız / tanımadığımız insanları, yaşadığımız semtte rastladığımız kişileri, toplu taşıma araçları, alışveriş merkezleri ve gezinti yerlerinde gördüğümüz herkesi elimizde olmadan gözlemliyoruz, değerlendiriyoruz, kıyaslıyoruz, tanımaya / anlamaya çalışıyoruz. Her insan, giyimi, takıları, dövmeleri ve vücut dili ile bize kişiliğinden bir parça sunuyor. Sansoy’un yapıtlarında konumlandırdığı kadınlar ve erkekler de hem birbirleriyle ve biz izleyicilerle, hem de farklı devirlerin usul, erkan ve giyinme adabı ile “kontrastlaşarak” ne kadar karmaşık, her telden çalan bir dünyada yaşadığımızı vurguluyorlar.

2013’deki “Biz Kimiz?” sergisinde ise 2010’dan beri üzerinde çalıştığı, Lale Devri’nin ünlü ressamı Levni’nin minyatürleri ile güncel insan imgelerini harmanlayan Sansoy, bu seri ile eş zamanlı olarak ürettiği ve sergilediği “Yüzsüzler” serisinde Rönesans sonrası Batı Avrupa resim geleneğini gözden geçiriyor ve bu önemli yapıtların güncel ve taze bir bakış açısı ile görülmelerini ve algılanmalarını sağlıyor. Klasik resmin ustalarının ünlü kompozisyon imgelerini çağımıza özgü gazete arka sayfası ve internet dünyası çıplakları ile harmanlayan Sansoy, yüzlerce yıllık imgeler ile taptaze görüntüleri -kullandığı farklı tekniklerin aykırılıklarını da vurgulayarak- birbirleri ile kaynaştırıyor, konuşturuyor, seviştiriyor.

Sergide örneklerini gördüğümüz, ressamın az sayıda büyük boyutlu figürler ile kurgulayarak ürettiği yapıtlarının yüzlerce küçük figür ile organize edilmesi bu dönemdeki çalışmalarının en dikkat çekici yanıdır. Bu sayede ressam Levni figürleri ile örneğin Rembrandt gibi ressamların figürlerini aynı ölçekte yan yana getirerek devrinin iki rakip medeniyetinin hem yaşam biçimine hem de sanat tarihine eleştirel bir bakış açısı sunar.

Bu yapıtlarının ufuk hattına yerleştirdiği derme çatma günümüz Türkiye konutları ile 300 yıl öncesinin Osmanlı bina ve çadır karşılaştırmaları ile kentleşme olgumuzu da eleştiriler getirdiğini de düşünebiliriz.

Sansoy’un resimlerinin figüratif imge seçimlerini belirleyen iki önemli unsur ise mizah ve erotizmdir. Yapıtlarının ayrıntılarına inildiğinde ressamın bir araya getirdiği mahşeri kalabalığın barış içerisinde birbirleriyle dalga geçmelerine olanak sağladığını söylemek yanlış olmaz veya bir başka anlatım ile ressamın, yerleşik değerlerin simgesi resim öznelerine biçtiği roller ile Bruegel resimlerini de anımsatan ilginç bir “sirk ortamı” veya “panayır veya şenlik” ortamı duygusunu yakalamaya çalıştığı ve bunda da oldukça başarılı olduğu söylenebilir.

Ressamın 2015 – 2017 yılları arasında gerçekleştirdiği yeni yapıt serileri olan “Kutsal Süt” ve “Dün, bugün, yarın, İstanbul, Dervişler” ise Sansoy’un aile tarihine gönderme yapar nitelikte; zira Müderris Ziya Bey’in son yıllarında Mevlevi’ler ile yakınlıklar kurduğu ve bu nedenle Galata’daki Mevlevihane’ye devam ettiğini biliyoruz. “Müderris Ziya Bey ” vefat ettiğinde Galata Mevlevileri Kızıltoprak’a gelip cenazesini kaldırmışlar ve 1970’li yıllara kadar mezarının başında dua okunup mumlar yakılmış.

Görülmekte ki, Sansoy’un ürettiği yapıtlar sanatçının kişiliğinin temel bileşenlerine ve ailesinin tarihine de bağlanıyorlar, onlardan esinleniyor ve besleniyorlar. Adım adım ilerlenen ve her adımın öncesinde ve sonrasında sorgulandığı, gelenekleri gözetirken güncel olayları da es geçmeyen bir üretim sürecinden söz ediyoruz. Kolay tüketilmeyen ve tam anlamı ile algılanmaları için biraz çaba gerektiren yapıtlar bunlar…

Sergide ayrıca sanatçının resim çalışmalarının yanı sıra, ” Boyacı Sandığı ” ve ” Bereket Tanrıçası Anadolu Artemisi ” ve “ Deliler Ülkesi “ isimli üç adet , üç boyutlu işi galeri ortamında ilk kez sergilenecek.

Gazi Sansoy’un 2008 – 2018 dönemi yapıtları, birçok sanatçının eleştirel duruş sergilemekten kaçındığı bir dönemde tekil konumları ile ön plana çıkıyor. Türkiye’nin resim sanatına eleştirel içerikli yapıtlar kazandıran az sayıda sanatçıdan biri olan Sansoy’un eserlerinin zaman içinde değerlerini daha da arttırmaları kaçınılmaz görünüyor. 

Haşim Nur Gürel

 

Gazi Sansoy

2008 – 2018 Series / DECADES

“Human body is the best picture of human soul.” Ludwig Wittgenstein

Gazi Sansoy’s great-grandfather, “Professor Ziya Bey” was the founder of one of the first private girls’ school at Akaretler. As he had a very good command of French, one of his nicknames was “French Ziya”. He issued a newspaper called “Mürüvvet” and published articles criticizing Abdülhamit. In 1901, Ziya Bey’s father sold his spice store in the Grand Bazaar and bought a land in Kızıltoprak to settle on the Anatolian side of Istanbul where dissident names were being forced to live in. He engaged in photography there and focused on new perfumery inventions. Ziya Bey was saved from being sent into exile due to publishing critical articles owing to his being a relative of Zühtü Pasha whose name was given to the district.

Artist Gazi Sansoy is a member of a family living in Istanbul for 150 years and had such colorful personalities among his grandfathers. He thinks that the chromosomes he inherited from his dissident grandfathers have always underlain his critical painting language. Sansoy’s artworks, which he embellished with his unique critical painting language, accommodate sometimes subtle and sometimes quite sharp criticisms towards not only our late Ottoman cultural heritage but also West European civilization and visual arts. In the multilayer works of the artist, the socio-cultural differences of the East and the West, the past and today of Western civilization and centuries old story of nudity and coverup are being dealt with using a fresh and wicked painting language.

Being the first of the series exhibited at Anna Laudel Contemporary, “Nude and Covered Up Tales” / “Arabex” showcased of artworks produced in the period between 2008 and 2010 that combine the photos taken mostly by Sansoy himself or the images he saw in various media channels with striking phosphorous colors, paint runs and scatters of his. While we continue with our daily lives, we all unintentionally observe, evaluate, compare and try to know / understand people we know / do not know, persons we come across in our districts, and everyone we see in public transport vehicles, shopping malls and walking places. Everyone presents a piece from their personality to us with their clothing, accessories, tattoos and body languages. The women and men Sansoy positioned in his works emphasize in what a complex and diversified world we live by being “contrasted” both with each other and us, the audience, and the styles, manners and clothing customs of various eras.

In his “Who are we?” exhibition in 2013, Sansoy blended famous painter of Tulip Period’s Levni’s miniatures with contemporary human images, on which he had been working since 2010, and in his “Faceless” series, which he produced and exhibited concurrently with the present series, he reviews post-Renaissance West European painting tradition and helps people see and perceive these important works from a contemporary and fresh point of view. Sansoy combines the famous composition images of the masters of classic painting with newspaper back page and Internet world nudes, and merges centuries old images with brand new figures and let them speak and make love with each other, also highlighting distinctness of the different techniques he uses.

The most remarkable aspect of his work in this period is the fact that we have seen the examples of the exhibition and that the artist’s works, which he produced by constructing with a few large figures, are organized with hundreds of small figures.

In this way, the painter presents a critical point of view both to the life style and to the history of art of two rival civilizations of the period by bringing Levni figures together with the figures of painters like Rembrandt on the same scale.

We can also imagine that the works of contemporary Turkey and the comparison of the Ottoman buildings and tents before 300 and the fact that our urbanization was criticized by these works are placed in the horizon.

Two important elements that determine the figurative image choices of Sansoy’s paintings are humor and eroticism.

It would not be wrong to say that the inhabitant of the painter, when the details of his works are brought together, allows the crowd to make fun of each other in peace, or with another expression, an interesting “circus environment” or “fairy or festivity”, reminiscent of Bruegel’s paintings, it can be said that it tries to catch the feelings of the environment and it is quite successful in this.

The new artwork series Sansoy completed between 2015 and 2017, “Divine Milk” and “Yesterday, Today, Tomorrow, Istanbul, Dervishes”, somewhat refers to the family history because we know that “Professor Ziya Bey” established relationships with Mevlevis in his last years and attended to the mevlevihane at Galata. When “Professor Ziya Bey” died, the Galata Mevlevis went to Kızıltoprak to hold his funeral and they prayed and lit candles at his grave until 1970s.

As can be seen, the works of Sansoy are connected to the basic components of the artist’s personality and his family history; they are inspired and fed by them. We are talking about a production process that proceeds step by step, is questioned before and after each step and while observing traditions, does not omit current events. These are artworks that are not easily consumable and they require a little effort to be perceived fully.

The works of Gazi Sansoy in the period between 2008 and 2018 come to the fore with their singular position in a period when many artists avoided demonstrating a critical stance. Being one of the few artists who awarded works of criticism to Turkey’s art of painting, Sansoy’s works will inevitably increase their values further in time.

 

Haşim Nur Gürel