Lale Devri’ne Zaman Yolculuğu

GAZİ SANSOY’UN “LEVNİ ESİNLİ” YAPITLARI

Gazi Sansoy’un son on yılda üzerine gittiği resim çizgisini gözden geçirdiğimizde, çoğunlukla figüratif imge üzerine kurulu bir resim dilini ve internetten seçip, indirdiği dijital imgeleri kendine özgü ressamca müdahaleler ile dönüştüren ve gelenek ile uzlaşmayı amaçlayan bir “pentür” arayışının adım adım geliştirildiğini görebilmekteyiz. Ressamın bu yolculuğunun bazı etaplarını gözden geçirmenin onun 2010 yapıtlarını algılamayı ve yorumlamayı kolaylaştıracağını düşünüyorum.

2001 Galatea Sanat Galerisi’nde sergilediği yapıtlarının adları, bu resimlerin çıkış noktalarının özel yaşam kaynaklı olduklarını açığa vururlar: “Dön”, “Ben başkasını seviyorum”, “Puslu Eflatun”, “Ahududu”, “Kaç”, “Atla Zıpla Dur”, “Boşh”, “Öncelik”… 2000’lerin başındaki bu sergisinde ressam Osmanlı derviş imgeleri ile güncel çıplak imgelerini yüzyıl başı mimarisi kaynaklı geri plan fotografları üzerinde bir araya getirmişti. Ressamın saydam boya katmanları, akıtmalar ve serpiştirmeler ile dijital imgelerini gizemli kılmaya çalıştığı da gözlemlenebilir.

Sanatçının 2004 tarihli “Yansımalar / Simulacre” adlı sergisi, resim dilinin ona özgü niteliklerini geliştirmesini sağlayan meyve ve sebze imgelerinden yola çıkan yapıtlarını kapsıyordu. Gazi’nin bu sergi broşüründe yer alan cümleleri resim anlayışı açısından durduğu noktanın ipuçlarını eleverir: “Aslında uykuda veya değil; tüm gördüklerimiz, duyduklarımız, hissettirdiklerimiz, beynimiz ve dolayısıyla bilinçaltımızın süzgecinden geçerek, dış dünyaya bir çeşit yansıma / simulacre haline gelmektedir. Yani aslında izleyicinin resim olarak gördüğü yapıtlar da sanatçının, dış dünyayı, kendi iç aynasında damıtarak tekrar geri yansıttığı ve kendi ruhsal dünyasına ait olan parçalar veya anlarında harmanlanıp, plastik değerler ışığında izleyene yansımasıdır.”

2005 tarihli “Dokun” diye adlandırdığı sergisini ise Gazi Sansoy şöyle özetlemekte: “Dokunma; aşk, sergi, kızgınlık, sevinç, hüzün, veda, cinsellik ve mutluluk gibi biz canlılar için çok önemli pek çok hayati mesajı karşımızdaki-lere iletmek için kullandığımız bir yöntem bir iletişim şekli. Bu resimlerde bu iletişim şekillerinin gerçek hayattan alınmış anlarının benim plastik değerlerim, renklerim ve duygusal süzgecimden geçerek kadrajlanmış halleridir.”

Ressamın 2006 tarihli “Duble Güdü” sergisi için söyledikleri ise, onun günümüze dek uzanan son dönem yapıtlarının oluşum sürecine de açıklık getirirler: “ Sanat tarihinde gerek dini içerikli gerekse kişisel portre tarzı resimlerde görülen “yukarıya” doğru bakışlardaki (inanç ve arzudan doğan zıtlık ve yakınlık) çeşitli çağrışımları günümüz dünyası ve özellikli sanal dünyanın extrem sitelerindeki görüntülerle benzerlikler üzerine kadrajlayıp oluşturduğum ve kendimce yakın duygu hisleri üzerine boyadığım ve özellikle çift (duble) resimlerden oluşan bir dizi resim serisi…”

Gazi Sansoy 2009 yılı yapıtlarında da, klasik resmin ustalarının ünlü, bilindik kompozisyon imgelerini özel arşivindeki çağımıza özgü günlük tüketim nesnesi, gazete arka sayfası ve internet dünyası çıplakları ile harmanlayıp, iç içe geçirip ve “Batı Resim Geleneği”nin başyapıtlarından seçtiği yüzlerce yıllık imgeler ile güncel, taptaze ve erotik görüntüleri kullanarak ve farklı tekniklerin aykırılıklarını da vurgulayarak figürlerini birbirleri ile konuşturmuş, kaynaştırmış ve sanki seviştirmişti.

Ressam, 2010 yapıtlarının oluşum serüvenine ise, uzun yıllardır meftunu olduğu ve ayrıntılı olarak incelediği Lale Devri’nin ünlü ressamı Levni’nin minyatürlerinden esinlenerek yola çıkıyor. Gazi’nin sonunda ulaştığı sonuçların duygusal iklimi muzip ve neşeli “Sadabat” eğlencelerini de, Batı’nın ikonografik “Mahşer Günü” tablolarını da anımsattığı söylenebilir.

Levni, aslında asıl adı Edirneli Abdülcelil Çelebi, iki cilt “Sürname”nin “Şenlik Kitabı”nın minyatür ressamı…”Lale Devri”nin, Sultan III. Ahmed’in saray ressamı… Harem güzellerinin; zarif, dişil hatların, rengarenk giysilerin, yıldızlı göklerin ressamı; Haliç’teki gösterilerin, ip cambazlarının, saray soytarılarının; develer ve atlar üstündeki yeniçeri bandosunun, esnaf resmigecitlerinin, havai fişek gösterilerinin ressamı Levni, 300 yıl öncesinden eserleri aracılığı ile Gazi Sansoy’a el veriyor. Gazi de ilgi duyduğu, epeydir incelediği ve kendi resim alemine yakın hissettiği “Lale Devri “ atmosferini içselleştirip oradan aldığı esini son dönem yapıtlarına aktarıyor. Kompozisyonlarının ana kurgularını, altyapılarını kopyaladığı, simetriklerini varettiği, parçalayıp tekrar bir araya getirdiği Levni figürleri ile oluşturuyor.

Gazi Sansoy’un Levni’nin minyatürleri ile yola çıktığı 2010 yılı kompozisyonlarında üç önemli ana figür grubunun varlığı ilk bakışta görülebilir. Yapıtların ana kurgusunu belirleyen Levni imgeleri, daha önceki yıllarda da kullandığı“Batı Resmi Geleneği”nin ünlü ressamlarının önemli yapıtlarından resimlerin ana kompozisyonlarına takılmış / yapıştırılmış figür imgeleri ve çeşitli güncel imge stoklayan internet sitelerinden avlanan ve indirilen çoğunlukla erotik, dişil güncel magazin imgeleri… Resimlerin ayrıntılı incelenmesinde sonra ise, dördüncü figür grubu olarak ressamın az sayıda kendi fotograflarını da bazı kompozisyonlarına dahil ettiğini görebilmekteyiz.

2009 yılında az sayıda büyük boyutlu figürler ile kurgulanan Sansoy yapıtlarının bu kez yüzlerce küçük figür ile organize edilmesi ise 2010 yapıtlarının en dikkat çekici yanıdır. Bu sayede ressam Levni figürleri ile örneğin Rembrandt gibi ressamların figürlerini aynı ölçekte yan yana getirerek devrinin iki rakip medeniyetinin veya yaşam biçiminin karşılaştırmasını da yapıyor. Yapıtlarının ufuk hattına yerleştirdiği derme çatma günümüz Türkiye yapıtları ile 300 öncekisinin Osmanlı bina ve çadır karşılaştırmaları ile kentleşme olgumuzu da eleştiriler getirdiğini de düşünebiliriz.

Günümüzde ülkemiz ressamlarından bir bölümünün de üzerine gidip yorumlamaya çalıştıkları dünyanın görsel mirasının üç önemli alanından bir sentez arayışından söz etmek yanlış olmaz Sansoy’un resimlerinde. Ressam bunu gerçekleştirmeye çalışırken, “Doğu ve Batı Resim Sanatları”nın geliştirdiği farklı resim uygulama tekniklerinin önemli bir bölümünü uyguluyor resimlerinin dijital baskılı altyapılı kurgularının üzerinde gezinirken…

Gazi’nin resimlerinin figüratif imge seçimlerini belirleyen iki önemli us veya beğeni odağı ise mizah ve erotizmdir. Yapıtlarının ayrıntılarına inildiğinde ressamın bir araya getirdiği mahşeri kalabalığın barış içerisinde birbirleriyle dalga geçmelerine olanak sağladığını söylemek yanlış olmaz veya bir başka anlatım ile ressamın, yerleşik değerlerin simgesi resim öznelerine biçtiği roller ile Bruegel resimlerini de anımsatan ilginç bir “sirk ortamı” veya “panayır veya şenlik” ortamı duygusunu yakalamaya çalıştığı ve bunda da oldukça başarılı olduğu söylenebilir..

Ressam çok figürlü bu kompozisyonlarında istiflediği ve farklı görevler yüklediği yüzlerce figüre yaptığı “makyaj” müdahaleleri ile onları koparıp aldığı kapsamdan farklı anlam düzeylerine taşımayı başarıyor, ve resimlerine egemen ana duyguyu, atmosferi belirleyen ve altyapıyı oluşturan Levni imgeleri olmasına karşın istisnai olarak bazı kompozisyonlarında güncel erotik imgelerin de öne çıktığı olabiliyor.

Yapıtların ufuk hatlarındaki tepeler, ağaçlar gibi doğa unsurlarının minyatür resmi anlayışı ile resmedilmesinin de farklı resim unsurlarının sentezinde işlevsel rolleri olduğu söylenebilir; sonuçta onun 2010 resimlerinin ruhunu belirleyen 300 yıl önce yaşamış Lale Devri ressamı Levni oluyor, ancak Gazi kompozisyonlarının arka zeminini resimlerine yüklemek istediği duygu paralelinde özgürce kurgularken hayal gücünü serbest bırakmaktan geri durmuyor.
Sansoy’un yapıtlarında her zaman karşıtlık içerisinde konumlandırdığı kadın ve erkek figürlerinin ele alınışları açısından da önemli bir aşama kaydettiği söylenebilir bu neşeli bir resim diline sahip uzun soluklu bir yaratı sürecinin ön işaretlerini de veren “şenlik” ve “mahşer günü” tabloları ile.

Sonuçta hem dijital kurgularındaki ustalık, hem de pentür uygulamaları açısından Gazi Sansoy’un resim dilinin son on yıllık arayışlarını noktalayan önemli bir evreye girdiğini gösteren önemli bir tema ve ona uygun özgün bir resim tekniği yakaladığını söylemek yanlış olmaz, 2010 yılı ürünü, “Levni’ye Saygı” diye adlandırılabilecek, toplumumuzun Osmanlıdan günümüze 300 yıllık dönüşüm sürecini de irdeleyen, sorgulayan bir tavır da geliştirmeyi başaran bu son resimleri ile.

Haşim Nur Gürel
27 Eylül 2010